Korumalı VPS Sunucular

Sitemize Hoşgeldiniz - Bugün

Şuanda 35 Kategoride 1781 İçerik Bulunuyor.

Korumalı Sunucular

İbn-i Halduna Göre Rüya

Ana Sayfa » İbn-i Halduna Göre Rüya

Rüya, ruhani bir şey olup, uykuda iken insani olan ruhun, manalar alemine dalması sonunda, gaipten kendisine akseden varlıkların şekli ve suretini bir anda görmesinden ibarettir. (Çünkü insan uyumadığı çağlarda kendi teninin hal ve işlerini tedbir ve idare etmekle meşgul olduğu için ruhani hallerini düşünmez ve gaipten kendisine akseden bilgileri unutur). Çünkü kişi uyku halinde ten ve maddi şeylerle olan ilişiğini kestiği için, diğer ruhani varlıklar gibi o da ruhani bir varlık şeklini aldığı için gaybı aleme yöneldiğinde, melekleri ve diğer latif cisimleri müşahade eder.

Aşağıda anlatacağımız gibi uykuda iken bu hal bir anda husule gelir. Kişi bu ruhani haletinde vukua gelecek olan haller hakkında edinmek istediği bilgileri elde eder. Bundan sonra insan eskisi gibi cismani haline döner. Ruhun rüyadaki bu iktibası zayıf, birbirine karışık ve benzer bir halde olup, hayaldeki misali açık değil ise, bu benzeyiş ve karışıklığından dolayı rüya yorumlamaya muhtaç değildir. Nasıl görmüş ise, o şekilde vukua gelir.

Rüyada iken bu bilgi ve iktibaaların ruhta bir anda husule gelmesi, nefsin ruhani olup biten ile onun duygu, seziş ve anlayış kuvvetlerinin, nefsin kuvvetini tamamlayıcı olmasından ileri gelmiştir. Nefsin tene bağlılığı ancak bir taallüktan ibaret olup, bilfiil vücudu mükemmelleşir. Nefis bu tekamülden sonra ruhani bir varlık haline gelerek tenin ve onun aletlerinin yardımı olmaksızın idrak eder.

Nefis ruhaniyetinde herhalde yüksek aleme mensub olan meleklerden aşağı derecededir. Çünkü meleklerden ve onun seziş ve anlayış kuvvetleri ve başka maddi kuvvetlerle şahıslarını tekamül ettiren varlıklardan değildir. Onların bütün mükemmellikleri tabiat ve yaradılışlarından gelmiştir.
Nefis tende bulundukça bu istidat onda vardır. Bu istidat özel ve umumi olarak ikiye bölünür. Özel olanı velilerdeki istidattır. Umumisi, rüya görmek, rüyada gaybi alemlerle münasebette bulunmak gibi bütün insanlarda vardır.

Peygamberleri nefislerinin özelliği beşerilikten sıyrılarak sırt meleküfi olmaktır. Bu halet ise ruhaniliğin en yüksek derecesidir. Bu istidat vahiy geldiği haletlerde tekrar tekrar görülür. Vahiy geldiği anlarda tenin idrak kuvvetlerinde bunun eseri gözükür. Onların tenlerinde uyku halinden çok farklı olan uyuklama gibi bir hal husule gelir. Vakide uyku hali bu haletin çok aşağısındadır. Bu haletin husülünden dolayı Allah’ın elçisi “Rüya peygamberliğin 46 parçasından birini teşkil eder” diğer bir rivayette 43 parçasından birini, üçüncü bir rivayette ise 70 parçasından birini teşkil eder, buyurmuşlardır. Başka senetlerle rivayet edilen bu hadiste yetmiş şeklinde rivayet edilmiştir. Diğer bazı raviler 46 şeklinde rivayet etmişlerdir. Bazı bilginler bu şekilde rivayet edilen hadisi: “Vahiy ilk önce gelmeğe başladığında vahiy altı ay rüya şeklinde inmiştir, Mekke ve Medine’de Hazreti Muhammed 23 yıl peygamberlik etti, vahyin rüya şeklinde indiği altı ay 23’ün kırk altıda birini teşkil eder” diye mütelaa etmişlerdir. Çünkü bu rüya peygamberin rüyasıdır. Biz, peygamber rüyası gibi (olduğu gibi vukua gelen) rüyalar görmekten çok uzağız. Üstelik diğer peygamberlerin peygamberliği de rüya ile başlamıştır. Bu ise ancak rüyanın peygamberlik çağına olan nispetini anlatır, rüyanın gerçeğinin peygamberliğin mahiyetine olan nispetini anlatmaz; rüyanın peygamberliğin cüzlerinden bu kadar bir parça teşkil etmesi ile bütün beşerde bulunan ruhani ve gayb alemlere ulaşma istidadının peygamberlere has ve yaradılışlarından gelen istidada olan nispetini, bu cüzlerin sayısı ile anlatılmış olduğunu anlarsın.

Bu istidat her ne kadar bütün beşerde umumi ise de uzak bir istidattır. Bu istidadın amelde bilfiil tatbikine engel olan pek çok engeller var ki, bunların en büyüğü zahiri olan duygulardır. Yüce Allah engel olan bu zahiri perdeleri ortadan kaldırmak üzere uykuyu insanlar için tabii ve yaradılışlarından gelen bir halet ve özellik kılmıştır. Bu perdeler ortadan kalktığında, yani uyku halinde insan gerçek aleminden bilmek istediği nesneleri bilmeğe çalışır. İnsan için bazı halet ve anlar olur ki, bu anlarda bilmek isteğini öğrenir.

Şeriatın sahibi Hazreti Muhammed (A.S.) bundan dolayı rüyayı müjdecilerden saymıştır. Allah elçisi: “Peygamberlik benimle sona ermiştir, artık peygamberlikten ancak müjdeciler kalmıştır.” demiş. Ondan: “Ey Allah elçisi! Bu müjdeciler nedir?” diye sorduklarında peygamber: ‘Bu müjdeciler doğru olan rüyalardır ki, onu izgü (salih) insanlar veyahut sen görürsün.” buyurmuşlardır.

Zahiri duygulardan ibaret olup da insanların gaybi alemlere ulaşmasına engel olan perdenin uyku vasıtasiyle kaldırılmasının sebebine gelince; aşağıda sana açıklayacağım gibidir; nefs-i natıka adı verilen kuvvet ancak tende olan hayvani ruh vasıtasiyle idrak eder ve iş görür. Calinos (Galien) un teşrihe dair olan eserlerinde ve diğer bilginlerin anlattığına göre, hayvani olan bu ruh latif bir buhar olup, kalbin sol taraftaki içinin boş bir yerindedir. Bu buhar kan ile beraber şiryanlara ve damarlara yayılır. Duygu verir, harekete getirir.

Tenin diğer faaliyetlerini temin eder. Latif olan kısmı dimağa yükselir, bu buharın soğukluğu tesiri ile dimağda itidal husule gelir. Dimağın içindeki kuvvetlerin fiillerini tamamlar. Nefs-i natıka ancak bu hayvani olan ruh vasıtasıyle idrak eder ve düşünür.

Bu ruh nefs-i natıkaya bağlıdır. Çünkü tekvin, yani unsurları bir araya getirerek ve terkib ederek yaratmanın hikmet ve sebebi, latif olan maddenin yoğun ve koyu olan maddelere tesir etmemesidir. Cismani olan maddeler arasından bu hayvani ruh latif olduğu için, cisimlikleri itibariyle kendisine başka olan şeylerin eserlerine bir mahal teşkil etmiştir. Bu da nefs-i natıkadır. Nefs-i natıka bu hayvani ruh vasıtasiyle tesir eder. Biz yukarıda onun idrakinin zahiri ve batınhi olarak ikiye bölündüğünü anlatmıştık. Zahiri olan idraki beş duyu vasıtasiyledir. Batını olan idrak vasıtası ise beynin kuvvetleriyledir. Bu idrak vasıtalarının hepsi de, yaradılışı bakımından müstait olmasına bakmadan, ruhun kendi fevkindeki ruhani olan şeyleri idrak etmesine mani olmaktadır. Çünkü zahiri duygular hepsi de cismani oldukları ve nefs-i natıka bunları çok kullandığı, bu faaliyetlerinden dolayı yoruldukları ve zayıf düştükleri için, usanmağa ve uyku basmağa mahkumdurlar.

Ruh mükemmel bir surette tenden ayrılmak istidadını haiz olduğu halde, yorulmuş olan bu duyular, nefs-i natıkayı örter. Yüce Allah ona bu maddi şeylerden sıyrılmak istemek hassasını verdi ki, bu da hayvani olan ruhun bütün zahiri duygulardan sıyrılması ve batını duygulara dönmesi ile husule gelir. Gecenin soğukluğu da buna yardım eder. Soğukluğun tesiriyle tabii olan sıcaklık, tenin ta iç taraf larına çekilir ve nefs-i natıkanın ulvi alemlere ulaşmak için bir vasıtası olan ruh, hayvani olan ruhu da tenin içerisine sevk eder. Bundan dolayı, ekseriyetle, uykuya dalarlar. Hayvan ruhu zahiri duygulardan sıyrılarak batını kuvvetlere döndükten sonra, nefs-i natıkanın duygusu olan iş ve görevleri hafifleşir, istidadın yükselmesine mani olan engeller azalır.

Bundan sonra hissi olan suretlere döner. Muhayyile o suretleri sentez ve analiz ederek hayali suretler vücuda getirir. Bu, nefs-i natıkanın en çok alıştığı bir adeti ve işidir. Çünkü suretler nefsin idrak ve müşahede edip uyanık iken alıştığı ve müşahedesine ülfet etmiş olduğu nesneler nevi ve cinsindendir.

Bundan sonra bütün zahiri duyguların duyduklarını beynin hareminde toplamış olan müşterek his kuvvetleri o suretleri beyinden indirdikten sonra, zahiri hislerle tenin dışarısında hissedildiği şekilde müşahade eder. Uykuda iken nefsin zahiri duygulardan olduğu gibi, batını kuvvetlerle çekişmekten ve meşgul olmaktan sıyrılarak, bir anda kendisinin ruhani olan zatını dahi manevi bir idrakle anlamaya muvaffak olur ve gaipten kendisinin zatına akseden ve gaipten gelen bilgilere vukuf kesbeder.

Bundan sonra insani ruh, vasıtasız olarak bizzat telakki ettiği bu gaybi olan bilgileri muhayyilesine sunar. Muhayyile ise bu manaları ya olduğu gibi hakikati üzere kabul eder, veyahut bu manaları birbirine benziyen kalıplara sokulduğu takdirde (rüya açık olmadığı için) yoruma muhtaç olur. Nefs-i natıka maddilikten sıyrılarak o anda gaipten telakki ettiği manaları idrak etmeden önce, zahiri duygular vasıtasiyle aldığı ve hafızasında sakladığı suretleri (uyku halinde iken) tahlil ve terkip ederse, bu rüya karışık olur.

Sahih olan hadiste: “Allah’ın elçisi diyor: Rüya (düş görmek) üç türlü olur. Biri Allah’dan, yani uykuda iken Allah’ın bildirdiği rüyadır. İkinci türlüsü melek vasıtasıyla bildirilen rüya, üçüncüsü şeytan tarafından telkin edilen rüyadır.” Hadisteki bu açıklama yukarıda anlattıklarımıza uygundur. Rüyada görülen şeylerin şekil ve suretlerinin birbirine benzemesiyle tabire muhtaç olan düşler melektendir. Karışık düşler ise şeytandan olup, hepsi de yalan ve batıldır. Çünkü şeytan batılın kaynaklarıdır. Düşün hakikati işte bundan ibarettir.

Düş görmenin sebebi ve insanı düş görmeğe sevk eden amel ise nefs-i insanide mevcut özellikler olup, bu özellikler bütün insanlarda mevcuttur. Kimse bu özelliklerden yoksun değildir. Herkes rüyasında tekrar tekrar olarak birçok hal ve vakalar müşahede eder, uykusundan kalkarak bunu anladığında nefsin uykuda iken gaybı idrak etmiş olduğuna kesin bir surette hükmeder. Bu halin vukuu, yani gaybi şeyleri bilmek uykuda iken caiz ve mümkün ise, uyku dışındaki hallerde dahi bunun yukuu imkansız değildir. Çünkü bu hal ve vakaları idrak eden kuvvet birdir ve bu özellikler herhalde umumidir. Allah, lütuf ve fazlı ile insanları doğru yola sevk eder.

İnsanın uykuda iken gördüğü düşlerin Çoğu insanın onu kast etmesi ve istemesiyle görülen şeyler değildir. İnsanın ruhu kendisinin veyahut başka nesnelerin hallerini bilmek için gaybi alemlere yönelerek bilinmesini beklediği çağlarda, bir anda bilmek istediği nesnenin gerçeği gaipten onun nefsine akseder ve bilme istediği o nesne ona belli olur. Yoksa ruh arzu ettiği vakit bilmek istediği nesneleri uykusunda müşahade etmeğe ve görmeğe muktedir değildir. Riyazet kitaplarından Gaybete’l-Hakim adlı kitapta ve başka eserlerde evrat ve zikir makulesinden bazı adlar anılmaktadır ki, uykuya dalarken bu adlar okunduğu takdirde, bu adların özellikle sayesinde, insanın istediği hal ve işi rüyasında göreceği ve gaybi aleme yönelerek bilmek istediğinin hakikatini bileceği söylenmektedir. Bunlar bu makulden olan adlara ve zikirlere Halumiyye adı vermişlerdir.

Mesleme bin Ahmed Mecaritü Kitabi’l-Gaye adlı eserinde bu adlardan beş tanesini anmış ve bunları Halümetu’t Tıba adı ile anmıştır. Uykuya dalacak kimse dünya ile olan ilişkilerden sıyrılıp Allah’a hulusla yönelip, bu adları okumakla meşgul olup, murat ve maksadını kalbinde tutup, maksadı ne ise onu dili ile anarak, uykuya dalar ise, uykuda iken bu maksadına erişir, neyi bilmek için Allah’a yönelmiş ise o nesnenin gerçeği o kimseye belli olur, denilmektedir.

Rivayete göre biri geceleri perhiz ve riyazet ve zikirle meşgul olduktan sonra, eserde tavsiye edildiği gibi hareket ettiğinde, uykusunda ona bir şahıs gözükmüş ve: “Ben senin tam olan tabiatlarınınım” demiş. Adam ondan bilmek istediklerini sormuş, o şahıs ona arzu ettiklerini bildirmiştir. Ben kendim bunu sınadım. Dediği gibi hareket ettiğimde bana acaip manzaralar gözüktü. Bilmek istediğim nesneleri öğrendim. Fakat bu adları okuyarak uykuya daldığında bilmek istediklerinin uykuda iken bilinmesi rüyanın kendi kast ve kudretiyle görüleceğine bir delil teşkil etmez. Bu adları okumak ancak istediği rüyayı görmek için net iste bir istidat husulüne yarar. İstidat kuvvetlenirse, her ne için hazırlanmış ise, onun husulünü temine yardım eder. İstidat kudreti ise, bir nesneye muktedir olmak değildir. Sen bunları bil ve rasgeleceğin bunların benzerlerini buna göre ölç. Allah hikmet sahibidir, her nesnenin gerçeğini o bilir.

İnsanlar arasında, tabiat ve istidatları ile, olmasından önce olaylar hakkında haber veren kişiler bulunduğunu görüyoruz. Gelecekten haber veren bu kişiler sınıfı, bu tabiatları ile başkalarından ayrılırlar. Bunlar gelecekten bu yolda haber verirken bir hüner ve sanata başvurmazlar. Yıldızların seyir, hareket ve durumları gibi hallerinden de istidlal etmezler ve başka vasıtalara da başvurmazlar. Bunların bu hallerinin idraklerindeki tabiat ve yaradılışlarından gelen bir özellik olduğunu görüyoruz. Bunlar Arraf’lar ve ayna ve taslardaki sulara, hayvanların yürek, ciğer ve kemik gibi azalarına bakarak ten haber veren kimselerdir. Diğer bir sınıfı zecr, yani rastgeldikleri kuşların ve yırtıcı hayvanların durum, şekil, hareket ve seslerinden istidlal ederek kendilerinden sorulan sorulara cevap verenler teşkil eder.

Edebiyat kitaplarında Arapların kahinlere olan bağlılıklarına dair pek çok şeyler anılmaktadır. Cahiliyet çağında bu kahinlerden Enmar bin Nizar uruğundan Şikk, Mazin bin Gassan uğrundan Sutayuh, kahinlikteki uzmanlıkları ile Araplar arasında tanınmışlardı.

Sutayuh’un teninde, kafatası müstesna, hiçbir kemik yoktu ki, bir elbise nasıl dürülür ise, onun tenide öylece dürülmesin. Bu iki kahinin kahinliğine dair olan hikayelerden en meşhuru Rebia bin Muzar’ın rüyasını yorumlamaları ve Habeşlilerin Yemen’i ele geçireceklerini haber vermeleri, meşhur Fars bilgini Mubezan’ın rüyasını Sırtayuh’un yormasıdır. Kisra, Mubezan’ın bu düşünü yordurarak haberini getirmek üzere Abdülmesih’i Sutayuh’un katına göndermişti. Sutayuh, Peygamberin geleceğini ve Kisralar devletinin yıkılacağını haber vermiş, Mubazan’ın düşünü bu şekilde yormuştu.

Abdulgani en-Nablusi de rüya ile alkalı olarak ayet ve hadislerin Işığında şu malumatı vermektedir.
Allah-u Tela’nın: “Dünya hayatında da, ahirette de onlar için müjde vardı.” mealindeki âyeti kerimesinin tefsirinde bazı müfessirler dünya hayatındaki müjdeden murad, dünyada bizzat kendisinin veya onun hakkında başka birisinin gördüğü salih rüya; ahiretteki müjdeten maksat ise Allah’ı görmektir, şeklinde izah etmişlerdir.

Peygamberimiz: “Salih rüyaya inanmayan kimse Allah’a ve ahiret gününe iman etmemiştir.” diye buyurmuşlardır.
Hz. Aişe de, “Resulullah (s.a.v.)’de vahyin başlangıcı salih rüya olup, herhangi bir rüya gördüklerinde sabah aydınlığı gibi aynen zuhur ederdi.” demişlerdir.

Yine Resülullah (s.a.v.)’den rivayet edilir ki, Hz. Peygamber, Ebu Bekir Sıddık (r.a.) hazretlerine hitaben:
— “Ya Ebu Bekir, öyle bir rüya gördüm ki, güya ikimiz bir merdivenden çıkıyormuşuz, ancak ben seni iki basamak geçmişim.” şeklinde rüyasını anlattıklarında, Ebu Bekir Sıddık (r.a.) hazretleri rüyayı tabir ederek:
— “Ya Resulallah, Allah sizin ruhunuzu alıp rahmetine kavuşturduktan sonra ben ikibuçuk sene daha yaşarım.” demiştir. Yine rivayet olunur ki, Resulullah (s.a.v.) Ebu Bekri Sıddık (r.a.) Hazretlerine:
— “Ya Resulallah size ilk önce Araplar ittiba edecek, Araba da Arap olmayanlar ittiba ederler.” şeklinde tabir ettiler.
“Rabbin seni öylece (rüyada gördüğün gibi) beğenip seçecek ve sana rüya tabirine ait bilgi verecek.” melindeki ayetle, “Ya Rab, sen bana mülk verdin ve sözlerin te’vilini öğrettin.”mealindeki yetin ifade ettiğine göre Allah Telâ Yusuf (a.s.)’a rüya ilmini Ihsan etmiştir. Sözlerin te’vilinden murad, rüya tabiridir.

1Z0-144   , NS0-157   , 70-332   , 352-001   , M2090-744   , IIA-CIA-PART3   , IIA-CIA-PART2   , 700-501   , CCA-500   , C_TAW12_731   , 70-981   , 640-911   , 642-732   , 70-466   , PEGACSA71V1   , EX300   , 70-483   , CISSP   , 70-533   , VCP550   , 350-050   , 500-260   , JK0-022   , CAP   , MB2-708   , OG0-093   , 220-802   , PMI-001   , 200-120   , 98-365   , 1Z0-803   , 1Z0-809   , 599-01   , CQA   , 640-916   , C_TERP10_66   , 200-120   , CQA   , 70-532   , 70-480   , 101-400   , EX300   , MB2-704   , 70-332   , 70-411   , PMI-RMP   , 000-080   , MB2-707   , CBAP   , 600-460   , MB2-707   , 70-417   , 000-105   , MB2-708   , 70-347   , 400-051   , 352-001   , 70-410   , CAS-002   , 1Z0-144   , 70-332   , 70-462   , OG0-093   , N10-006   , 200-120   , NS0-157   , JK0-022   , NS0-506   , 700-037   , MB5-705   , ITILFND   , JN0-102   , 2V0-621   , NS0-506   , 70-697   , 117-202   , CISM   , 700-260   , NSE7   , 1Z0-809   , 300-209   , 700-037   , NS0-157   , 350-029   , 070-346   , 102-400   , JK0-022   , 000-017   , 220-901   , JN0-332   , 700-037   , 1V0-603   , NSE4   , 500-260   , 156-215-77   , 640-911   , 599-01   , M70-101   , 70-981   , 000-106   , 1Z0-068   , 70-466   , 1Z0-470   , 70-463   , 000-105   , MB6-703   , PK0-003   , 700-037   , N10-006   , 70-981   , 300-101   , 350-050   , M2090-744   , 300-135   , 400-201   , 70-980   , CQE   , VCP550D   , c2010-652   , 599-01   , EX300   , VCP550D   , 70-346   , NS0-506   , 350-030   , SSCP   , 70-178   , 810-401    | E10-002    | MB7-701    | 1Z0-144    | 98-368    | 640-554    | JN0-102    | 810-401    | MB2-703    | 700-201    | M70-301    | 9L0-012    | C_TAW12_731    | CISSP    | 1z0-414    | 70-680    | 70-534    | 70-461    | 70-534    | 70-463    | 400-051    | 300-115    | 210-451    | 312-49v8    | C_TAW12_731    | E20-026    | 350-018    | C2180-410    | HP0-A113    | 220-801    | P2090-739    | 700-501    | CTFL_001    |

TemaFabrika