Korumalı VPS Sunucular

Sitemize Hoşgeldiniz - Bugün

Şuanda 35 Kategoride 1781 İçerik Bulunuyor.

Korumalı Sunucular

İskilip’li Atıf Hoca’nın Rüyası

Ana Sayfa » İskilip’li Atıf Hoca’nın Rüyası

Macera dolu mücadeleli ve çileli bir ömür geçiren Atıf Hoca, zamanının değerli din âlimlerindendi. Onda göze çarpan en önemli meziyet, hediye kabul etmeyişiydi. Böylece elmas parçaları hükmünde olan İslâmi hakikatleri, cam parçaları derekesine düşürmüyordu. Hatta zamanın padişahının ihsanını bile, nazik bir dille reddederek padişahın takdir ve hayranlığını kazanmıştı.

Tevkif Ediliş

Sene 1926… Sonbahar… İskilipli Atıf Hocanın, Aksaray’da, Lleli’de, Fethibey caddesinde 14 numaralı evi…
Hoca, ikinci kattaki odasında sedire oturmuş. Akşam namazının ezanını bekliyor. Birden yakındaki camiin minaresinden yanık bir ses… Hoca, ezanı, içinden kelimesi kelimesine tekrar ettikten sonra kıbleye dönüyor ve tekbir getirerek namaza giriyor.
Tam o anda bir zil sesi… Kapı çalınmakta… Atıf Hoca’nın haremi Zahide Hanım kapıda… Dışarıya sesleniyor:
- Kim o?
- Atıf Hoca’yı görmek istiyoruz?
- Hoca namazda…
- Siz kapıyı açın da… Bekleriz…
Kadın kapıyı açıyor. Kılık ve edaları şüphe verici üç adam… Sivil oldukları halde aynı meslekten olduklarını ihtar eden, üniformaya benzer bir üslup birliği içindeler. Başlarında, yeni kabul edilmiş bulunan Şapka Kanunumuzun tatbikatına ait fötr biçimindeki örnekler…
Bundan sonrası hülasa olarak şöyle: Hanımı Atıf Hoca’ya gelenleri bildirir. Atıf Hoca gelir ve misafirlere ne istediklerini sorar. Gelenler, evi arayacaklarını söylerler. Ellerinde herhangi bir arama vesikası olmadığı halde Atıf Hoca’nın evini alt-üst ederler. Aramak bittikten sonra da hiçbir mazeret göstermeksizin Atıf Hoca’yı tevkif ederek götürürler.

Bundan sonra Atıf Hocanın hapiste geçirdiği çileli günler başlar. Evinden alıp götürüldüğü o geceden sonra hanımı ve kızıyla görüştürülmez… Sürgün, mahkeme, fakat ortada suç unsuru yok. Buna rağmen zindan hayatı devam etmekte… Daha sonra mevcut olmayan bir suçtan kahredici bir yargılama…

Reis Atıf Hoca’yı ayağa kaldırdı.
- Sıra sizde…
Atıf Hoca, sakin ve mütevekkil, İstiklal Mahkemesi üyelerinin nazarları karşısında… Daha önce mevkufiyetinin olup olmadığına dair sorulardan sonra Mahkeme Reisi, kurmuş olduğu cemiyetleri sorar:
- Onlar da ilmi cemiyetlerdir. Yalnız bir defa siyasete benzer bir harekette bulundum ama, o da vatan kaygısıyledir ve günlük politikanın üstündedir. Yunanlıların İzmir’i işgali üzerine bir beyanname hazırlayarak, İstanbul’da İtilaf Devletleri mümessillerine vermiş ve bu şen’i tecavüzü protesto etmiştik. Eğer bu hareketimize siyasetle uğraşmak denebilirse, işte tek vakam bundan ibarettir.
Reis, karanlık gözleriyle Atıf Hoca’nın saffet dolu yüzüne haykırdı:
- Sürekli olarak siyasetle uğraşmadığınızı söylüyorsunuz, ama, sizin ondan başka işiniz olmadığını iddia edenler var…
Atıf Hoca mırıldandı:
- Olabilir! Bir şeyin söylenmesi başka, yapılıp yapılmadığı başka… Benim hayatımın meydanda… İşimin gücümün siyaset olduğunu söyleyenler, nerede, ne zaman, nasıl ve ne şekilde siyaset yaptığımı göstersinler!
- Bu hususta en büyük delil “FRENK MUKALLİTLİİ” isimli eserinizdir. Bu eseri ne zaman ve hangi gayeye hizmet etmek için yazdınız?
- Senelerce evvel ve mücerret bir gaye uğrunda yazdım… Şahsiyet sahibi olma gayesi… Yoksa şu veya bu hükümet teşebbüsüne karşı durma fikriyle değil… Taklitçiliğin her türlüsü kötüdür. İşte karşınızda Japonya misali!.. Garbın bütün terakkilerini elde ettikten sonra şahsiyete ve milli an’aneye sadık kalmanın örneği… Japonlar Asyalı bir topluluk adına, Avrupa’nın bütün ilmini, fenninin, usulünü, sistemini devşirdikten ve benimsedikten sonra kendi öz ruhuna sımsıkı bağlı kalmanın daima ibret dersini verecektir. Benim de 0 eserde güttüğüm gaye, “hikmet mü’minin kaybolmuş malıdır, nerede bulsa alır” mealindeki hadis gereğince, Avrupa’yı, iyi ve faydalı taraflarından ve bünyemizde eriterek, hazmederek benimsemek… Fakat ruh cevherimizi asla fesada uğratmadan bütün bunları kendi şahsiyet vâhidimiz üzerine ekleyerek yapmak ve  mukallit seviyesine düşmemek… İşte bu gayeyi güden, mücerred fikirlerden ibaret olan ve asla müşahhas ve siyasi bir meseleyi hedef tutmayan eserimi daha evvel kaleme aldığım halde, ancak 1340 -1924- yılında bastırabildim.
- Eseri bastırmadan evvel kimseye gösterdiniz mi?
- Bu suale bilhassa “evet’ demek isterim, hem de şuna buna değil, resmi makamlara gösterdim. Eserden, 8 nüsha kopya ettim ve bunlardan ikişer nüshasını İstanbul Maarif Müdürlüğüyle Matbuat Umum Müdürlüğüne gönderdim. Okudular, tetkik ettiler ve sonunda beni tebrike kadar vardılar “Hoca efendi, çok nazik ve mühim bir mevzuata el atmışsın, emeklerin kutlu olsun, seni takdir ve tebrik ederiz!” dediler. Usul icabı olarak da eserin resmi neşir müsaadesini verdiler.
- Bu kitabın Şapka İnkılbına karşı bir cereyan doğurduğu, inkılaba aykırı duygu ve düşünceler aşıladığı ve kötü tesirler bıraktığı iddiasına ne dersiniz?
Atıf Hoca doğruldu:
- Yanlıştır derim! Şapka inkılabı bu eseri hoş görmeyebilir, sevimsiz, hatta tehlikeli bulabilir; fakat kendisine karşı yazılmış bir eser olmadığı için onu suçlandıramaz!
Atıf Hoca için yapabilecekleri hiçbir şey yoktu. Kitap, Şapka Kanunu’ndan önce neşredilmiş ve dağıtılmıştı. Kanundan sonra da elde kalan bazı nüshaların dağıtılması da ona bir suç yüklemezdi.
Mahkeme celseleri uzadıkça uzadı. Memleketin her tarafından konuyla ilgili tanıklar ve sanıklar toplatıldı. İddia makamı Atıf Hoca’ya üç yıl hapis cezası talep ediyordu. Haliyle iddia makamı her zaman fazlasını talep ettiğinden, bu cezanın daha da az olacağına inanılıyordu. Fakat…
Nihayet son duruşmada Mahkeme Reisi maznunlara hitap etti:
- Yarın müdafaalarınız ve son sözleriniz dinlenecektir. Hazırlanınız!.. Maznunlar, başları önlerinde, çeneleri göğüslerine mıhlı, hapishaneyi
boyladılar. Herbiri arkalarından kilitlenen demir kapılardan geçtiler ve hücrelerine dağıldılar.
Yatsı namazından sonra Atıf Hoca yatağına oturdu ve müdafaasını yazmaya başladı. Arkadaşı da aynı işle meşgul.. Bir aralık, günlerdir uykusuz, sabahlara kadar namaz ve niyazla vakit geçiren Atıf Hoca hafifçe daldı.. Giyimli olduğu halde, başı taş duvarda, ellerinde yarım kalmış müdafaası, gözleri yumulu, kendinden geçti. Hücre arkadaşı Tahirül Mevlevi, o mübarek zatın yüzüne derin bir saygı ile bakıyordu…

Keramet

Atıf Hoca’nın uykusu uzun sürüyor. Tahir Hoca müdafaasını yazmakta devam ederken Atıf Hoca birdenbire gözlerini açıyor. Yüzünde harikulade derin ve ince bir tebessüm
Tahir’ül Mevlevi’nin gözleri hayretle ve alabildiğine açık.. Sanki 24 saat içinde sığacak büyük kerameti şimdiden sezmiştir:
- Ne o Hocam, çabuk uyanıverdin?
Atıf Hoca gayet sakin:
- Uykudan Murad hasıl oldu!
- Yani, beklediğim rüyayı gördüm!
- Yani?
Tahir’ül-Mevlevi haşyet ve dehşetle ürperiyor:
-Ne gördün?
Atıf Hoca yatağında doğrulmuş ve müdafaasını karaladığı kağıtları elinde büzmüştür:
- Kainatın Fahrini gördüm. Bana “Yanıma gelmek dururken ne diye müdafaa karalamakla uğraşıyorsun?” dedi.
Tahir’ül Mevlevi kendinden geçmiş gibidir:
- Ne diyorsun?
- Beni idam edecekler? Allah’ın sevgilisine kavuşacağım!
- Rüyanın sadık olduğuna hiç şüphem yok… Allah Resulünün göründüğü rüyaya fesad karışamaz. Şu var ki, müddei-yi umuminin 3 yıl hapis istediği bir davada idam kararı çıkmasına akıl erdirmek imkansız… Kafam işlemiyor!
- Göreceksin ki, beni asacaklar! Başka bir şeye aklım ermez! Ferman en büyük kapıdan geliyor!
- Söyleyecek söz bulamıyorum!
- Doğru, zaten söze ne lüzum var! İşte müdafaamı yırtıyorum!
- Yapmayın! Siz onu mahkemede okuyun da ne olursa olsun!
Atıf Hoca, nurlu yüzünde aynı tebessüm, müdafaasını yırtıyor ve sonra bir kağıdın içinde toplayıp kese içine alıyor ve cebine koyuyor.
Ertesi günü mahkeme salonu her zamankinden kalabalık… Hüküm günü… Gazeteciler, fotoğrafçılar, halk içinde dört dönmekte… Dinleyiciler birbirinin üstünde, yalnız kafalarıyla görünüyor.
Mahkeme Reisinde hislerini gizlemek isteyen taş gibi bir tavır:
- Müdafaalar başlasın!
Herkes, elinde bir kağıt, uzun veya kısa müdafaasını, değişik tonlarla okuyadursun…
Reis taş gibi…
Atıf Hoca, mütevekkil ve mahzun sırasını beklemekte… Bilmem ne kadar zaman geçti.
Reis elini Atıf Hocaya uzattı:
- Sıra sizde…
Atıf Hoca kalktı.
- Hacet yok efendim; müdafaayı mucip bir suçum olmadığı esasen tebeyyün etmiştir. Vicdanınızın vereceği hükme intizar ediyorum!
Reisin mukabelesi:
- Mahkemenin adaletinden emin olabilirsiniz! Oturunuz.
Reisin tavrında hafiflemiş gibi bir hal… Sanki Atıf Hoca müdafaasını yapacak olsa Reiste vicdanına mağlup ihtimali varmış gibi…
- Muhakeme bitmiştir! Heyet kararları tespit etmek üzere müzakereye çekiliyor!
Sabırsızlık son haddinde… Çıt yok… Sanki kalblerin çarpışı ve sükutun rakkası işitiliyor.
Bir saat geçti.
Heyet, karanlık dolu gözlerle gelip yerini aldı. Reis elindeki kağıdı zabıt katibine uzattı:
- Kararı okuyunuz!.
Bir sürü laftan sonra birdenbire çınlayan cümle: .
- BABAESKI MUFTUSU ALI RIZA ILE MUDERRISLERDEN İSKİLİPLİ ATIF’IN İDAMINA…
Bütün salon, jandarmalar, polisler, mübaşirler, hatta masalar ve sıralar bile donmuştu…
Atıf Hocada hiçbir şaşkınlık alameti mevcut değil… Gayet sakin ve adeta vecd içinde.. Rüyada gördüğü Allah Resulü’nün mucizesi gerçekleşmişti. Bu mucizenin kendisine ait keramet payı ise eşsiz bir nimet ve tükenmez bir hazine…
Atıf Hoca, ancak yanındaki Tahir’üI-Mevlevt’nin duyabileceği bir sesle fısıldıyor.
Zalim ve katillerle elbette Mahşer gününde hesaplaşacağız!”

Gelen aramalar: iskilipli atf hoca grd rya,iskilipli atif hoca ruya

1Z0-144   , NS0-157   , 70-332   , 352-001   , M2090-744   , IIA-CIA-PART3   , IIA-CIA-PART2   , 700-501   , CCA-500   , C_TAW12_731   , 70-981   , 640-911   , 642-732   , 70-466   , PEGACSA71V1   , EX300   , 70-483   , CISSP   , 70-533   , VCP550   , 350-050   , 500-260   , JK0-022   , CAP   , MB2-708   , OG0-093   , 220-802   , PMI-001   , 200-120   , 98-365   , 1Z0-803   , 1Z0-809   , 599-01   , CQA   , 640-916   , C_TERP10_66   , 200-120   , CQA   , 70-532   , 70-480   , 101-400   , EX300   , MB2-704   , 70-332   , 70-411   , PMI-RMP   , 000-080   , MB2-707   , CBAP   , 600-460   , MB2-707   , 70-417   , 000-105   , MB2-708   , 70-347   , 400-051   , 352-001   , 70-410   , CAS-002   , 1Z0-144   , 70-332   , 70-462   , OG0-093   , N10-006   , 200-120   , NS0-157   , JK0-022   , NS0-506   , 700-037   , MB5-705   , ITILFND   , JN0-102   , 2V0-621   , NS0-506   , 70-697   , 117-202   , CISM   , 700-260   , NSE7   , 1Z0-809   , 300-209   , 700-037   , NS0-157   , 350-029   , 070-346   , 102-400   , JK0-022   , 000-017   , 220-901   , JN0-332   , 700-037   , 1V0-603   , NSE4   , 500-260   , 156-215-77   , 640-911   , 599-01   , M70-101   , 70-981   , 000-106   , 1Z0-068   , 70-466   , 1Z0-470   , 70-463   , 000-105   , MB6-703   , PK0-003   , 700-037   , N10-006   , 70-981   , 300-101   , 350-050   , M2090-744   , 300-135   , 400-201   , 70-980   , CQE   , VCP550D   , c2010-652   , 599-01   , EX300   , VCP550D   , 70-346   , NS0-506   , 350-030   , SSCP   , 70-178   , 810-401    | E10-002    | MB7-701    | 1Z0-144    | 98-368    | 640-554    | JN0-102    | 810-401    | MB2-703    | 700-201    | M70-301    | 9L0-012    | C_TAW12_731    | CISSP    | 1z0-414    | 70-680    | 70-534    | 70-461    | 70-534    | 70-463    | 400-051    | 300-115    | 210-451    | 312-49v8    | C_TAW12_731    | E20-026    | 350-018    | C2180-410    | HP0-A113    | 220-801    | P2090-739    | 700-501    | CTFL_001    |

TemaFabrika