Korumalı VPS Sunucular

Sitemize Hoşgeldiniz - Bugün

Şuanda 35 Kategoride 1781 İçerik Bulunuyor.

Korumalı Sunucular

Rüyalar Kaç Türlüdür

Ana Sayfa » Rüyalar Kaç Türlüdür

HER TÜRLÜ RÜYAYA İTİBAR EDİLİR Mİ ?

Rüya ilmi, alemin başlangıcından beri devam edegelen bir ilimdir ki, Nebi ve Resuller (s.a.v.) daima onu kabul ederek onunla amel etmişlerdir. Hatta Nebilerin rüya ile verdikleri haberler, rüyalarında Allahu Teâla tarafından kendilerine vahyedilen şeylerdir.
Resulullah (s.a.v.)dan önceki ilimlerde, rüya ilminden daha şerefli bir ilim yoktur. Bazı mülhidler rüyayı iptal etmek maksadiyle diyorlar ki; uyuyanın rüyada gördüğü tabayi-i erbaa’dan kendisine galip gelen şeydir. Şöyle ki, insana sevda galip ise, rüyada; kabir, korkunç ve şiddetli siyah şeyler görür. Eğer safra galip ise, ateş kandil ve nebati boyalarla boyanmış sarı şeyler görür. Eğer balgam galip ise, su, ırmak, dalga ve beyaz şeyler görür. Eğer dem galip ise, şarap, güzel kokulu otlar ,tanbur, santur ve düdük gibi çalgı aletleri görür.
Mühlidlerin bu şekilde iddia edip ve anlattıkları, rüya çeşitlerinden biridir. Fakat rüya sadece ona yönelik değildir. Zira biz kati olarak biliyoruz ki, rüyanın çeşitlerinden bazısı da nefsin kendi kendine konuşmasından meydana gelir ki, bu üç nevi rüyadan en sahihi de budur. Tabiatların galebesiyle hasıl olan rüya, haya ve evhamdan ibaret karma karışık şeylerdir. Onlara “edgs” denmesinin sebebi, karmakarışık olmalarından büyük, kırmızı, yeşil, yaş ve kuru olarak yerden toplanmış ve demet edilmiş bir takım otlardır ki, Cenab-ı Hakk: “Eline bir demet sap al da onunla vur. Yemininde durmazlık etme (dedik)” buyurmuştur. (Sâ’d Suresi a. 44)

Bundan sahih ve sadık rüyalarla karmakarışık (edgası ahlam) olan yalancı rüyalar arasında fark meydana çıkmış olur. Hakikatte bunların hepsi uyku halinde görülen şeylerdir. Ancak biraz önce anlatılan şekil ve görünümler ruh-i akliden aşağıya iniyorsa bunlar rüyadır. Eğer uyanıkken mütehayyilenin hayal ve hafızaya bıraktığı görüntü ve olaylardan alınmış ise buna edgas-ı ahlam (karmakarışık) rüyalar ismi verilir.
Bazı rüyalar sarih ve aşikar olduğundan tabire muhtaç değildir. Bundan dolayı sahih hadiste gelmiştir ki rüya üç türdür.
1-Allah tarafından,
2- Melek tarafından,
3- Şeytan tarafından. Allahu Teâla tarafından olan rüyanın tabire ihtiyacı yoktur. Melekten olan rüya tabire muhtaçtır. Şeydandan olan rüya ise edgas-ı ahlamdır. Yani tabiri olmayan karmakarışık rüyalardır.Tabir ilmi büyük bir ilimdir. Bu ilim vasıtasıyla nefiste bulunan tahayyülatla gaybi işler arasında olan münasebetler bilinir. Tabir yapılmakla birinci, şık olan nefsin tahayyüllerinden ikinci şık olan umur-ı gaybiyeye geçiş olur. İnsanın bir kısım hallerine veya insanın dışında meydana gelecek olan hadiselere, görülen şeylere istidlal yapılır.
Bu ilmin faydası bizzat rüyayı görene aittir. Çünkü onun ya gelecekte müjdelenmesine veya korkutulup bir kısım işlerden çekinmesi ve kaçınmasını gerektiren şeylere işaret yapılır. Bu iki hal ile de rüyayı gören kişinin faydasınadır.
Allahu Teâla kulunu her vesile ile ikaz edip doğru yolda olmasını istemiştir. Bunu gerek peygamberler göndererek, gerekse kainatta cari olan bir çok hadise ile kullarını düşünmeye ve doğru yolu bulmaya teşvik etmiştir. İşte bunlardan biri de rüyadır. Rüyayı kabul etmeyenler zaman zaman ola gelmiştir. Fakat bunun ilmi ve akli bir izahı yoktur. Çünkü eğer rüyanın aslı olmasa idi, Allahu Teâla bu rüyayı insanda lüzumsuz ve faydasız olarak yaratmazdı. Çünkü Allahu Teâla lüzumsuz ve faydasız şeyleri yaratmadan münezzehtir.
Rüya, bazı psikologların dediği gibi, şuur altımıza sıkışan bir kısım duygu ve düşüncelerimizin uykuda iken tezahürlerinden ibaret değildir.
Belki bu karmakarışık rüyalara ati bir hususiyet olabilir ki, bunlara da batıl rüya denilir.
Batıl rüyaları bazı alimler yedi kısma ayırmışlardır:
1- Nefsin arzu ve isteğine uyularak görülen rüyadır. Kırk nefsin arzusundan meydana gelen rüya şunun gibidir ki, insan kendisini rüyada sevdiği ile görür, veya bir şeyden korkar da onu görür, yahut aç olduğu için bir şeyler yediğini, ya da midesinin dolu oluşundan kustuğunu; bazen de güneş altında uyuduğundan kendisini yanmış bir ateş içinde veya uzuvlarında olan bir ağrı sebebi ile kendisine azap edildiğini görür.
2- Guslü icap ettirecek rüyadır ki, onun için dahi tevil yoktur.
3- Şeytan tarafından mü’minin korkutulması için gösterilen rüyadır. Onun insana hiçbir zararı yoktur.
4- Cin ve insan sihirbazlarının gösterdiği rüyadır ki, rüya sahibini tahmete ve sıkıntıya sokar. Bundan rüya sahibi hakiki zarar görmez.
5- Şeytanın bizzat gösterdiği rüyadır ki, bu da rüyadan sayılmaz.
6- Çeşitli sıkıntılardan ötürü, insanın tabirini hasıl ettiği rüyalar. Çok yiyen insan midesi doluyken uyuduğunda göreceği sıkıntılar. Çok tuzlu yiyenin sulak yerlerde dolaşması gibi.
7- Rüyayı görenin önceden başından geçmiş olan önemli bir kısım vakaların yeniden görülmesi gibi bunların da bir kıymeti yoktur.
Biz hem sadık rüyayı hem de diğer rüyaları tanıtmaya çalışacağız ki kişi gördüğü rüyanın mahiyetini kendisi de birazcık bilsin. Batıl rüyaları ve kısımlarını zikrettikten sonra şimdi de sadık rüya ve mahiyeti hakkında bilgi verelim.
Sadık rüyalar hakkında İslam Ansiklopedisi’nde şu malümat verilmektedir:

Rüyay-ı sadıka çok farklı bir rüyadır. O, doğrudan doğruya insanın mahiyetindeki rabbani latiflerle, görülen alemle bağlanan ve o alemde dolaşan duyguların kapanıp durmasıyla, gaip alemine karşı bir münasebet bulur, bir pencere açar. O pencere ile vukua gelmeye hazırlanan hadiselere bakar ve Levh-i Mahfuz’un cilveleri ve kader mektuplarının numuneleri nevinden birisine rast gelir. Bazı hakiki olaylar görülür. O zaman rüya görenin hayali ise karışır ve gördüğü gerçeklere kendi yaşama biçiminde var olan varlıkların suretlerini giydirir. Bu rüyaların bazıları da kısmen tabirle olduğu gibi çıkar, Peygamberimiz (s.a.v.) Efendimizin nübüvvet gelmeden önce gördüğü bütün rüyaların olduğu gibi çıktığı sağlam rivayetlerle bilinmektedir.

Sadık rüya, hiss-i kabl’el-vuku (Sezgi gücü)’nün fazla gelişmiş olmasıdır. Sezgi gücü, istisnasız bütün insanlarda ve hatta bir çok hayvanlarda vardır. Hepsinden daha önemlisi, sadık rüya göstermektedir ki, en küçük olaylar bile, vukua gelmeden önce hem Cenb-ı Hakk (c.c.) tarafından bilinmektedir, hem de kaydedilmiştir, takdir edilmiştir. Demek ki tesadüf yoktur, hadiseler başı boş değil ve olaylar intizamsız cereyan etmiyor.”

Hak ve sadık rüya beş bölümde incelenecektir:
1- Zahir olan sadık rüyalar. Bu gibi sadık ve zahir rüya nübüvvetten bir haberdir. Nitekim Cenab-ı Hakk fetih suresinin 27. yetinde şöyle buyurmuştur: “Andolsun ki, Allah, Resülünün gördüğü rüyanın hak olduğunu tasdik etmiştir. İnşallah (hepiniz) emniyet içinde, (kiminiz) başlarınızı traş ettirerek, (kiminiz saçlarınızı) kısaltarak korkusuzca mutlaka Mescidi harama gireceksiniz. Fakat (Allah) sizin bilmediğinizi bildi de ondan önce yakın bir fetih yaptı.”
Bu ayet-i kerime Peygamber Efendimiz’in Hudeybiye seferine çıkışlarında gördüğü bir rüya münasebetiyle nazil olmuştu. Efendimiz, rüyalarında görmüşlerdi ki, kendisi ve ashabı asla korkuları olmadığı halde, emniyet içerisinde Mekke’ye giriyorlar ve Kabeyi tavaf ediyorlar, kurbanlarını kesiyorlar, bazısı başlarını traş ediyor ve bazısı da saçlarını kesiyorlar. Resulullah Efendimiz bu rüyada rüya meleğinin dahli ve tavassutu olmaksızın bizzat Allah tarafından müjdelendirilmiştir.

Peygamberimizin bu rüyası, Hudeybiye’ye çıkıldığı o yıl Mekke’ye giremeyip Medine’ye dönünce münafıkların dedikodusuna sebeb olmuştu da Allahu Teâla peygamberin rüyasını doğrulamış ve arkasından da fethi müjdelemişti.

Sadık rüyanın ikinci misalini de Kur’an-ı Kerim Hz. İbrahim (a.s.)’dan vermektedir. Hz. İbrahim’in gördüğü rüyanın da tevil ve tabire ihtiyacı yoktu. O da görüldüğü gibi aynıyla zuhur etti. Bu rüya ile alkalı ayetler şöyledir:
Artık o (Hz. İsmail) yanında koşmak çağına gelince (babası) “oğulcağızım, dedi, ben seni rüyamda boğazlıyorum görüyorum. Bak artık ne düşünürsün.” (Oğlu) dedi: “Babacığım, sana edilen emir ne ise yap. İnşaallah beni sabredenlerden bulacaksın..”
Ne zamanki bu suretle ikisi de (Allah’ın emrine) ram oldular, (İbrahim) onu alnı üzere yıktı. Biz ona: “Ya İbrahim, rüyana sadakat gösterdin. Şüphesiz ki, biz iyi hareket edenleri böyle mükafatlandırırız.” diye nida ettik. Gerçekte bu apaçık ve kat’i bir imtihandı. (Es-Saffat suresi, âyet
102-106.)

Bu âyet-i kerimelerle anlatılan rüya hadisesi şöyle olmuştur. Hz. İbrahim (a.s.) üç gün üst üste rüyasında oğlunu kurban etmesi gerektiği ken-
disine bildirilmişti.

Birincisi kurban bayramının iki gün önceki terviye gecesi idi ki, bir ses ona: Cenab-ı Hakk oğlunu boğazlamanı emrediyor, demişti. İbrahim (a.s.) sabaha çıkınca bunu Allah’tan mı, şeytandan mı geldiğinde tereddüt etti. Akşam oldu rüyada yine aynı ses aynı emri verdi. O vakit anladı ki, bu rüya Hakk’tandır. Üçüncü akşam da bu tekrar etmişti. Artık Hz. İbrahim’in kanaatı büsbütün sağlamlaştı. Bu üç güne sırasıyla şu isimlerin verilmesi bundandır: Terviye, arefe ve bayram.

Yukarıdaki iki misalde de görüldüğü gibi Allah’tan olan bu rüyaların tabire ihtiyacı yoktur. Aynen görüldükleri gibi çıkmışlardır. Peygamberlerin dışında kalan insanların da böyle rüya görmeleri mümkündür. Buna dair çeşitli kitaplarda birçok misaller verilmiştir. İleride bu rüyalara ait misalleri “Tarihte görülmüş rüyalar” adı altında birkaç tanesi verilecektir.
2- Şöyle bir salih rüyadır ki, Allahu Teâla tarafından bir müjdedir. O rüya ile Allahu Teâla rüya sahibinin işlediği veya işleyeceği bir şeyle kulunu müjdeler. Batan da kulunun yapmasını istemediği şeyden ötürü onu kurtaracak ve sakındıracak şekilde salih rüyalar gösterir. Bundan maksad kul kusurunu bilip doğru yola dönsün.

Peygamber Efendimiz bir gün ashabına şöyle demişti: Sizin rüyanızda gördüğünüz şeylerin en hayırlısı Rabbinizi, Peygamberinizi ve ana babanızı görmenizdir. Ashab: Ya Resulallah bir kimse rüyada Rabbini görebilir mi? diye sorunca Pygamberimiz:
“Kişi rüyada Sultanı görür, o da tabirde Rabbini görmekle tevil edilir, Çünkü sultan Allahtır ve kulları arasında hüküm verendir.’
3- Rüya meleğinin gösterdiği rüyadır. Bu meleğin adı sıddıkun’dur. Bu melek Allahu Teâla’nın levh-i mahfuzunda ona gösterip öğrettiği ve ilham ettiği şeyleri rüya sahibine uyku esnasında getirip göstermesidir. Çünkü yer yüzünde mevcut olan her şeyin bir benzeri misal aleminde de mevcuttur.
4. Rüyay-ı memuzedir, yani hakikate işaret edilen rüyalardır. Bu rüya ruhlar aleminden olan rüyalardır. Bu rüya remizler vasıtasıyla temsil edilir. Mesela zehir görmenin zinaya remzen işaret etmesi gibi.
5. Şöyle bir rüyadır ki, rüyanın şahidi ve rüyayı görenin kendi nefsi ve gördüğü mekanın delletiyle sahih olur. Mesela bir insan rüyasında mescidde tanbur çaldığını görse, o kimse Allah’a döner, fuhşiyat ve kötülüklerden tevbe eder ve Allahı aşikare olarak zikreder.
Bir insan da rüyasında hamamda Kur’an okurken kendisini görür, o da fuhuşta bulunur, kötü işler yapmada şöhret yapar. Zira hamamlar şeytanların cirit attığı ve avret mahallerinin açıldığı yerlerdir. Oralara melekler giremez. Dolayısıyla orada Kur’an’ın okunması hayra alamet sayılmaz.
Mescitler ise şeytanların giremedikleri yerlerdir. Bundan dolayı mekanların delleti görülen rüyalarda önemli birer unsurdur.
Cünüplük ve adet hali rüyaya ve sıhhatine mani değildir. Dolayısıyla bu haldeki insanlar sahih ve sadık rüya görebilirler. Bundan başka bir inançsızın da rüyası doğru çıkabilir. Yusuf (a.s.)’in tabir ettiği Mısır melikinin rüyası buna misal verilebilir.
Çocuğun rüyası da doğru çıkabilir. Hz. Yusuf’un rüyası ayette şöyle anlatılıyor:
“Hani bir zaman Yusuf, babasına: “Babacığım demişti, ben (rüyada) onbir yıldız, güneşi ve ayı gördüm, bunların bana secde ettiklerini gördüm” demişti.” Hz. Yusuf, âyette antatılan bu rüyayı gördüğü zaman yedi yaşında bir çocuktu, rüyası salih ve vaki oldu.
Rüyanın en sadıkı seher vakti görülen rüyadır. Nitekim Hz. Ebu Said’den Peygamber Efendimiz: “Rüyanın en doğrusu seherde görülen rüyadır” buyurmuştur. gündüzün görülen rüyalar da en doğru olan rüyalardandır. Hz. Caferi Sadık demiştir ki, rüyanın en doğrusu öğlen vaktinde görülen rüyadır. Peygamberimiz, Hz. Cabir’in rivayetiyle şöyle buyurmuştur: “Rüyanın en gerçeği gündüz görülendir. Zira Allah (c.c.) gündüz vaktini vahiyle bana tahsis etti” buyurmuştur.
Aynı insan tarafından farklı zamanlarda görülen aynı rüya tabirde çok farklı olabilir. Onun için görülen rüyaların zamanı, şekli, görüldüğü mevsimi, hatta görüldüğü günü oldukça önemlidir.
Böyle rüyalara bir iki misal verebiliriz: Rivayet edilir ki, bir adam Hz. Ebu Bekir’e gelerek şöyle demişti. Ey Allahın Resulünün halifesi Rüyada bana yetmiş ağaç yaprağı verildiğini gördüm. Bunun tabiri nedir: Hz. Ebu Bekir “Sana yetmiş değnek vurulacak” diyerek rüyasını tabir etmiş ve
gerçekten bir hafta sonra da o adama yetmiş değnek vurulmuştur ki, rüyanın tabirinin üzerinden henüz bir hafta geçmişti.
Bir sene sonra aynı adam yine aynı rüyayı görmüş ve tekrar Hz. Ebu Bekir’e gelerek yine aynı rüyayı gördüğünü söylemiş ve yine tabirini istemişti. Bu defa Hz. Ebu Bekir ona “Senin eline yetmişbin dirhem para geçecek.” demekle rüya sahibi hayret ederek Hz. Ebu Bekir’e: Ya emirelmü’minin geçen sene bu rüyayı gördüm bana yetmiş değnek ile tabir ettiniz ve öyle de vaki oldu. Bu sene ise aynı rüyayı yetmiş bin dirhem ile tabir buyurdunuz. Bunun manası nedir, demiş “Hz. Ebu Bekir ise rüyayı gören adama geçen sene rüyayı gördüğün zaman ağaçların yaprakları dökülüyordu onun için o rüyayı öyle tabir ettim. Ama bu sene ise sen rüyayı gördüğünde ağaçlarda yeni yapraklar oluşuyordu. Bunun için de bu rüyanı böyle tabir ettim” demiştir. Çok geçmeden tabir edilen bu rüya da aynen çıkmıştır. Ve adamın eline yetmişbin dirhem geçmiştir.
Rivayet edilir ki, bir kadın Resulullah Efendimizin huzuruna gelerek:
“Ya Resulallah rüyamda evimin direğini kırılmış gördüm” deyince, Peygamber Efendimiz “kocanız yolculuktan dönecek” buyurdular. Gerçekten de seferde olan kocası evine döndü.
Aradan bir müddet geçtikten sonra kocası evde iken aynı kadın aynı rüyayı görerek yine Resulullah’a rüyasını anlatmş, bu defa da aldığ cevapla kocasının vefat edeceği şeklinde tabir edilmişti. Tabir edildiği gibi rüya aynıyla zuhur etti ve kadının kocası vefat etti.
Evvelki rüyada kocası gurbette olduğu, ikinci rüyada ise evde olduğu cihetle iki ayrı zamanda ve pozisyonda görülen aynı rüyanın tabirleri de ayrı ayrı olmuştur.

Bu mevzu ile alâkalı enteresan bir tabir daha kaydedeceğim. Rivayet olunmuştur ki, bir şahıs bir tabirciye gelerek “rüyamda incir yediğimi gördüm” dediğinde, tabirci, “her bir incire bedel bir sopa yiyeceksin” cevabını vermiş ve öyle de olmuştu. Rüyayı gören bir müddet sonra aynı rüyayı görüp tekrar aynı tabirciye giderek yine tabirini sormuş, bu defa da tabirci “ağzında ve vücudunda incir sayısı kadar çıban çıkacak” demiş ve rüyası aynıyla zuhur etmişti.

Aynı şahıs aynı rüyayı yine gördü ve aynı tabirciye gelmek üzere kapıdan çıkınca evinin önünde bir kese altın buldu. Tabirciye vardı ve tabirci rüyasını şöyle tabir etti: “Yediğin incirler miktarınca eline altın geçecek.” rüyayı gören taaccub etti ve dedi ki, bu rüyayı bundan üçtür götürü-
yorum. Üçünün tabirini farklı farkıl yaptınız hepsi de aynen çıktı, bu nasıl oluyor? deyince, tabirci:
Birinci de incir ağaçları yapraklarını dökmüştü ve sopa olmuşlardı. Onları yemek sopa yemekti. ikinci de ise incir ağaçları henüz tomurcuk açmamıştı, bunu da çıbanla tabir ettim. Üçüncüye gelince incirlerin olgunlaştığı bir zamanda görmüşsünüz. Bu da altındır ve altın ile tabir ettim. Rüyayı gören hem biraz önce evden çıkarken zaten tabir tahakkuk etti, bir kese altın buldum, deyince rüyayı tabir eden şahıs: O altınları ben kaybetmiştim, sana hibe veriyorum, helâl olsun.

Böylece üç aynı rüya ayrı zamanlarda fakat aynı adam tarafından görülmekle beraber tabirleri farklı farkıl olmuştur.
Eski zamanlarda görülmüş ve büyük alimler tarafından tabir edilmiş bir kısım rüyalardan misaller vermek istiyorum.
Bir kimse büyük alim ve büyük tabirci İbni Sirin’e gelerek diyor ki, “Ya imam! Bir kimse rüyasında yumurtaları baş tarafından kırıp beyazlarını alarak sarılarını görmüş, bunun tabiri nasıldır?”.

İbni Sirin diyor ki, “git rüyayı göreni buraya getir kendisine tabir edeyim.” Rüyayı gören şahıs ısrarla: “Siz bana tabir ediniz ben ona anlatırım” diyor. Fakat tabirini öğrenemeyince rüyayı görenin kendisi olduğunu söylüyor. Bunun üzerine İbni Sirin iyice tahkik edip gerçekten rüyayı görenin kendisi olduğunu öğrenince yanlarında bulunan insanlara diyor ki:
“Biriniz gidip polis getiriniz, bu adam kefen soyduğunu söylüyor. Bunu polise teslim edelim” Durumunun ciddiyetini gören adam: “Ben bu kötü
işi bir daha yapmamaya tevbe ettim. Ne olur beni bırakınız” diyerek yalvardı ve İbni Şirin de bir daha yapmamak üzere söz aldığı bu şahsı bıraktı.

Yine Halep ulemasından Şeyh Sadettin ed-Darir’e birisi yaklaşıp:
“Rüyamda ayaklarımın üstüne kadar çıkan ateş içinde yürüdüğümü gördüm. Tabiri nedir?” diye sorunca ed-Darir, “iyice yanıma yaklaş tabirini yapayım” diyerek, rüya sahibinin yanına yaklaştırdı ve ona sarılarak etraftakilere bağırmaya başladı.” Bu adamı polise teslim ediniz. Çünkü bu şahıs mescid ve camilerden ayakkabı çalan birisidir. Ayakkabıları çalınan insanlar da gelsin bundan ayakkabılarını alsınlar.” deyince adam ayakkabı hırsızı olduğunu itiraf etti.

Eâzn-ı Muhammedi’nin doğuşunun da bir sadık rüya ile olduğunu belirtip hadiseyi nakletmede fayda vardır.
Efendimizin huzurunda istişareler yapılıyor. Namaz vakitlerinde insanların mescide çağrılma şekli üzerinde duruluyordu. Herkes fikrini belirtiyor, fakat fikirler hüsnü kabul görmüyordu. Derken müzakereler uzayıp gitti ve birgün Abdullah bin Zeyd (r.a.) bir rüya gördü.
Rüyasında, iki kişi gökten inip abdest aldılar. Biri ezan okudu ve kamet getirdi. Diğeri de, imam oldu. Namaz kıldılar. Ondan sonra da göklere yükselip gittiler.

Abdullah bin Zeyd ertesi sabah, peygamber efendimize rüyasını anlattı, Ashabı ile oturan Peygamberimiz buyurdu ki:
- O gördüğün melek ne dedi?
Abdullah bin Zeyd cevaben:
- O melek, iki elini kulağına koyup: “Allahu Ekber, Allahu Ekber, Allahu Ekber, Allahu Ekber, Eşhedü en lâ ilahe illallah, Eşhedü en lâ ilahe illallah, Eşhedü enne Muhammeden Resulullah, Eşhedü enne Muhammeden Resulullah, Hayyelessalah , Hayyelessalah, Hayyelelfelah, Hayyelelfelah, Aahu Ekber, Allahu Ekber lâ ilahe illallah.., diye tarif etti…
O sırada gelen Hz. Ömer de bir rüya gördüğünü söyleyip rüyasını anlatınca, onun da aynı sözleri tekrar ettiğini gördüler. Ashabdan birkaç kişi daha gelip, gördükleri rüyayı anlatınca, hepsinin aynı rüyayı görmüş oldukları anlaşıldı. Peygamber (s.a.v.) Efendimiz:
- “O ezan okuyan kardeşim Cebraildir. Namaz vakitlerini öğretti. Diğeri de, Mikildir, İmam olup namaz kıldılar…” buyurdu.

1Z0-144   , NS0-157   , 70-332   , 352-001   , M2090-744   , IIA-CIA-PART3   , IIA-CIA-PART2   , 700-501   , CCA-500   , C_TAW12_731   , 70-981   , 640-911   , 642-732   , 70-466   , PEGACSA71V1   , EX300   , 70-483   , CISSP   , 70-533   , VCP550   , 350-050   , 500-260   , JK0-022   , CAP   , MB2-708   , OG0-093   , 220-802   , PMI-001   , 200-120   , 98-365   , 1Z0-803   , 1Z0-809   , 599-01   , CQA   , 640-916   , C_TERP10_66   , 200-120   , CQA   , 70-532   , 70-480   , 101-400   , EX300   , MB2-704   , 70-332   , 70-411   , PMI-RMP   , 000-080   , MB2-707   , CBAP   , 600-460   , MB2-707   , 70-417   , 000-105   , MB2-708   , 70-347   , 400-051   , 352-001   , 70-410   , CAS-002   , 1Z0-144   , 70-332   , 70-462   , OG0-093   , N10-006   , 200-120   , NS0-157   , JK0-022   , NS0-506   , 700-037   , MB5-705   , ITILFND   , JN0-102   , 2V0-621   , NS0-506   , 70-697   , 117-202   , CISM   , 700-260   , NSE7   , 1Z0-809   , 300-209   , 700-037   , NS0-157   , 350-029   , 070-346   , 102-400   , JK0-022   , 000-017   , 220-901   , JN0-332   , 700-037   , 1V0-603   , NSE4   , 500-260   , 156-215-77   , 640-911   , 599-01   , M70-101   , 70-981   , 000-106   , 1Z0-068   , 70-466   , 1Z0-470   , 70-463   , 000-105   , MB6-703   , PK0-003   , 700-037   , N10-006   , 70-981   , 300-101   , 350-050   , M2090-744   , 300-135   , 400-201   , 70-980   , CQE   , VCP550D   , c2010-652   , 599-01   , EX300   , VCP550D   , 70-346   , NS0-506   , 350-030   , SSCP   , 70-178   , 810-401    | E10-002    | MB7-701    | 1Z0-144    | 98-368    | 640-554    | JN0-102    | 810-401    | MB2-703    | 700-201    | M70-301    | 9L0-012    | C_TAW12_731    | CISSP    | 1z0-414    | 70-680    | 70-534    | 70-461    | 70-534    | 70-463    | 400-051    | 300-115    | 210-451    | 312-49v8    | C_TAW12_731    | E20-026    | 350-018    | C2180-410    | HP0-A113    | 220-801    | P2090-739    | 700-501    | CTFL_001    |

TemaFabrika